Eskiden mutfaklarımızda fast food yoktu, bu kadar işlenmiş gıda yoktu. Eski sisteme dönebilirsek, birçok kanserden korunabileceğimiz gibi meme kanserinden de korunabiliriz.
Yeditepe Üniversitesi Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Kinyas Kartal’la hayatı ve uzmanlık alanıyla ilgili çok özel bir röportaj gerçekleştirdik. Yazdığı aşk kitaplarının yanı sıra yayımlanan akademik yazılarıyla Tübitak tarafından 3 kez teşvik ödülüne layık görülen Kartal, çocukluğundan bu yana siyasetin içinde olmasına karşın, politikaya hiç atılmamış bir isim. Dedesi eski meclis başkanlarımızdan rahmetli Kinyas Kartal. Babası ise milletvekili olan Doç. Dr. Kinyas Kartal, 8 yaşında babasının eczanesinde çıraklık yaparak öğrenmeye başladığı ilaçları, artık doktor olarak hastalarına öneriyor. Meme kanseri üzerine birçok araştırma yapan ve bu konuda da erken teşhisin çok önemli olduğuna dikkat çeken Kartal, “Erken teşhisin ardından yapılan tedavilerde başarı oranı yüzde 95’e hatta yüzde 99’a kadar çıkıyor” diyor.

Siyasette geçmişi olan köklü bir ailenin ferdisiniz. Van-İstanbul hattın da nasıl bir hayatınız oldu?
Her şey Van’da başladı. 1982 yılında Van’da doğdum. Siyasetin içinde olan bir ailenin ferdi olarak siyasetten biz de etkilendik. 1991 seçimlerinde babam DYP’den milletvekili seçilince, biz de Ankara’ya taşındık. Ankara’da eğitimime devam ettim. Ortaokul ve liseyi Ankara Atatürk Anadolu Lisesi’nde tamamladıktan sonra Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi’ne girme hakkı kazandım. Babam Nadir Kartal 19. dönemde milletvekilliği yaptı. 2000 yılında girdim üniversiteye ve 2006 yılında mezun oldum. Sonrasında genel cerrahi ihtisasımı yapmak üzere 2007 yılında Hacettepe’ye başladım. 2013’te de ihtisasımı bitirdim. Van’dan Ankara’ya gelmiştik ve ihtisasım bitince de İstanbul’a geldim.
Çocukluğunuzun geçtiği Van’da hayalleriniz neydi?
9 yaşına kadar Van’da kaldım. Hayallerim hep doktor olmaktı. Babam eczacı olduğundan çocukluğum hep eczanede geçti. Eczanenin çıraklarından birisi de bendim. Kuzenlerim ve akrabalarımla beraber oturduğumuz büyük bir evimiz vardı. Her şeyi birbirimizle paylaşırdık. Dolayısıyla akraba bağlarım güçlü. 7-8 yaşlarında çıraklık yaptığım için ilaçlara da aşinalığım vardı, doktor olma hayali de buradan geliyor.
Babanız eczacı ama milletvekili, dedeniz de Allah rahmet eylesin eski meclis başkanlarımızdandı. Dedenizin adını taşıyorsunuz. Neden siyaset değil de doktorluk tercih ettiniz ve doktorluk serüveni nasıl seyretti?
Dedemin adını taşımak bana nasip oldu. Siyaset baba mesleği ve her zaman ilgim var, yakinen takip ederim. Ama hekimlik ve doktorluk çok farklı bir tutku. Hep içimdeydi, başka bir şey düşünmedim. Üniversite tercihlerimde de ihtisas tercihlerimde de hep doktorluk ve genel cerrahi vardı. 2013 yılında devlet mecburi hizmeti için İstanbul’a geldim. Eşim de doktor ve kendisi İstanbul’da göreve başlayınca, ben de mecburi hizmetimi Şişli Etfal Hamidiye Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde yaptım. Bunun bitiminde Amerika’dan kabul aldım ve Harvard Üniversitesi’nde 1 yıl çalıştım. Sonrasında tekrar İstanbul’a döndüm. John’s Hopkins’e de 2018-2019 yılları arasında gözlemci olarak gittim. Ama asıl eğitim amaçlı gittiğim dönem Harvard’da olduğum dönemdi.

Mutlaka büyük katkıları olmuştur Amerika’ya gitmenizin.
O yıllarda Türkiye’nin iftihar edeceği bir sektörde çalışıyordum. Hem teknolojimiz hem bilgimiz kesinlikle Amerika’dan geride değil. Ben meme cerrahisi için gittiğimde geride olduğumuzu düşünüyordum ama gidip baktığımda gördüm ki, aynı şeyleri biz de yapıyoruz. Dolayısıyla geride değiliz ve Avrupa’nın da önünde olduğumuzu düşünüyorum. Sağlık turizmindeki güncel gelişmelerin de bunun meyvesi olduğunu düşünüyorum. Nasıl ki bizim turizmde doğa harikası yerlerimiz var, bizim tıp eğitimimiz de medikal sektörün doğa harikası olduğu için sağlık turizminde başarılıyız.
Bazı hocalarımız yurt dışını tercih ediyorlar. Gitmek mi zor, kalmak mı zor?
Gel sen bunu bir de bana sor. Gitmek de zor, orada kalmak da zor, dönmek de zor. Harvard’a gittiğimde çok iyi bir teklif almıştım. Oradaki hocalarım beni sevmişti, çalışma koşulları çok iyiydi sonunda babamı aradım. ‘Baba Harvard’da kal diyorlar, ne dersin?’ dedim. Babam da ‘Benim 1 tane oğlum var, oralarda kalsın diye göndermedim’ dedi. Orada kaldığımız süre boyunca neredeyse her gün annemle konuştum. Gurbet gerçekten giden için de zor, kalan için de zor. Akrabalık bağlarımız da güçlü olduğu için döndüm. Ancak döndüğüm için hiç pişman değilim.
TÜBİTAK’tan 3 ödül almışsınız, bunları açar mısınız biraz?
Tübitak’ın şöyle bir bir projesi var. Etki değeri yüksek dergilerde yazılarınız kabul edilirse, bunu teşvik etmek için yazar başına teşvik ödeneği çıkarıyor. Ben de 3 kez farklı dergilerde çıkan yazılarım için başvurmuştum ve bunları uygun görerek teşvik ödülüne bizi layık gördüler.
Genel cerrahi çok geniş bir dal. Sayamadığım birçok ilgi alanınız var. Kanser adı geçtiğinde insan biraz ürperiyor. Özellikle meme kanseri konusunda araştırmalarınız var, neler söylersiniz?
Özellikle tanı koyma aşamasında, görüntüleme yöntemlerinin artmasıyla birlikte daha erken evrede yakalayabiliyoruz. Her ne kadar kanserin önüne geçmeye çalışsak, koruyucu faktörleri gündeme alsak bile, önemli olan kanseri erken evrede yakalamak. Erken evrede yakaladıkça tedavideki şansımız ve sunduğumuz seçenekler de artıyor. En önemlisi tarama yöntemleriyle erken teşhis etmek. Erken teşhis ettiğimiz tümörün boyutu ve evresi daha küçük olduğu için uygun tedavilerle başarı şansını yüzde 95 hatta yüzde 99’a kadar taşıyabiliyoruz. Kanserden korkalım. İlk amacımız tabii ki kansere yakalanmamak. Bu herkesin tercih sebebi, kimse olmak istemez. Ama kansere yakalandıktan sonra önemli olan erken evrede teşhis

Kansere yakalanmamak için ne yapmamız lazım?
Vatandaşların bilgisinin yeterli olduğunu düşünüyorum. Yoldan geçen birisine ‘Sigara içmek faydalı mı?’ desek, kimsenin faydalı diyeceğini tahmin etmiyorum. ‘Spor yapmak faydasız mı?’ desek, kimsenin faydasız diyeceğini de düşünmüyorum. Aslında biliyoruz ama günlük pratiğimizde bunu dikkate almıyoruz. Bunu bir yaşam şekli haline getirmiyoruz. Bu sadece kanser için değil, sağlıklı yaşamak için de yapılması gereken bir şey. Sağlıklı yaşamayı aslında biliyoruz ama uygulamıyoruz.
Kanser ilaçlarının çok pahalı olmasının sebebi nedir? Bir de ‘Kanser ilacı bulundu ama piyasaya sürülmüyor’ diye şehir efsaneleri var. Ayrıca alternatif tıp ve Küba’da kansere çözüm bulunduğu bilgileri de var. Sizin bu noktada bakış açınız nedir?
Kanser ilaçları pahalı çünkü çoğunu ithal ediyoruz. İthal her ürün gibi onlar pahalı. Ama Türkiye’deki sağlık sistemi, mümkün olduğunca hastalara bunu genellikle karşılıyor. Amerika’da eğer özel bir sağlık sigortanız yoksa, sizi çok ciddi sıkıntılar bekler. Keza Avrupa’da da bazı ülkelerde bu şekilde. Türkiye’deki sistem tabii ki daha iyi olabilir ama mevcut haliyle bile iyi sayılabilecek bir konumda. Bazı ilaçlar karşılanıyor, bazıları karşılanmıyor ama ortalama bir baz alırsanız, sosyal devlet açısından ve sağlık açısından iyi bir noktada olduğumuzu düşünüyorum.
Amerika’yı gördükten sonra bu fikrim pekişti. İlaçların bulunup bulunmadığı her zaman komplo teorisi olarak konuşulmaya devam edecektir. Doğruluğu hep sorgulanacak. Bunun dışında kanıta dayalı tıp olması lazım. Benim bir ilacı görüp, bunun belli ilaç aşamalarını geçip bilimsel kanıta ulaştıktan sonra bunu söyleyebiliriz. Dolayısıyla Küba’daki çalışmaların bilimsel verilerini görmemiz lazım. 2 hastada olumlu, 1 hastada olumsuz olursa, ben bunları görmeden hastama uygulatamam. Bilimsel verilerden geçip yazıları yayınlanınca karşı olmam.



